19 Mayıs 2013 Pazar

Bakın ben neler bulduum :)

Meğer yeşilçam benim anneannemin bavuluna saklanmış ki


Anneannemin ve o dönem ve hala herkesin hayranlıkla izlediği Türkan Şoray.




Hemen gözünüzün önünden birsürü yeşilçam filmi geçti biliyorum. Bana da Türkan Şoray'ın en sevdiğim filmi Bodrum Hakimi'ni getirdi.


Bodrum HakimiTürkan Şoray'la Kadir İnanır'ın başrollerini oynadığı, yönetmenliğini Türkan Şoray'ın yaptığı 1976 yapımı film. Romantik içerikli bu film, Türkan Şoray'ın yönetmenlik koltuğunda oturduğu dört filmden biridir. Döneminde çok büyük bir sükse kazanmıştır. Filmin müziklerini Cahit Berkay yapmıştır.
Filmin konusu, gerçek hayatta yaşanmış bir olay çıkışlı yerel bir türküden alınmıştır. Türkü ve dolayısıyla film, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın hakimlerinden olan ve 1951'de atandığı Bodrum'da 1954 yılında nedenleri kesin olarak günümüzde de açıklığa kavuşturulamamış ve çeşitli yorumlara konu olmuş bir şekilde intihar eden Mefaret Tüzün'ün öyküsünü zemin almaktadır.
1906 Kütahya Tavşanlı doğumlu olan Mefaret Tüzün'ün tam bir biyografisi, filmden uzun bir süre sonra 2002 yılında Belkıs Öztin Koparanoğlu tarafından kaleme alınarak yayınlanmıştır.

Ve işte gerçek hikayenin Bodrum Hakimi .
Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde 1906 yılında doğmuştu. Cumhuriyet ilan edildiğinde, 17 yaşındaydı. Atatürk'ün Türk kadınına verdiği onuru hakkıyla taşıyacak kadar güçlüydü.Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş ve Türkiye'nin ilk kadın hâkimlerinden birisi olmuştu. Genç Türkiye'nin mücadeleci ruhuna sahipti o. Hukukun, doğruluğun ve aydınlığın mücadelesi. En önemlisi, çağdaşlarından çok önce kendisine tanınan hakların sorumluluğunun bilincindeydi. Hiç evlenmedi, hep yalnız yaşadı. Ta ki 1951 yılında ve 45 yaşında iken, onu çok iyi anlayan ve seven, güvenebileceği bir erkek çıktı karşısına... Onunla da nişanlandı.



   Hakimlik mesleğinde ilk görev yeri idi Tavşanlı, çok uzun yıllardır burada yaşıyordu. Tavşanlı'da onu herkes tanırdı. Çünkü çok göze batan, hoş bir bayandı Mefaret hanım. Şık giyinirdi, oldukça kültürlü ve çok adaletli, işini iyi yapan, erkeklerin bile konuşurken çok dikkat ettikleri bir asalete sahipti.Her nedense bilinmiyor, aynı yıl Bodrum'a tayin oldu Mefaret hanım. Bodrum'da hiç mutlu olamadı, hep nişanlısını düşündü. İçine kapanıp derdine hiç kimseyi de ortak etmedi.


Kadın olmasına rağmen, at sırtında keşiflere gider, cesur tavırlar sergiler, işin bir an önce bitmesi ve adaletin yerine gelmesi için uğraşır dururdu! Onunla beraber çalışanlarda çok yorgun olurlardı.
Bir yaz gecesi, mesai arkadaşlarına bir jest yapıp, Milas'a konser vermek üzere gelen bestekar Zeki Duygulu'nun konserine götürdü.Çok güzel bir gece yaşanıyordu, konserde. Şarkılar birbiri ardından, bazen Hüzzam, bazen Nihavent, bazen Muğla yöresi zeybekleri..

   Neşe içinde eşlik ediyorlardı, sanatçıya. Ama Mefaret hanım hariç, o sadece duygulu şarkılara eşlik ediyordu gözleri dolarak. Zaman zaman da dalıp, dalıp gidiyordu.Konserin ortalarında sanatçı Zeki Duygulu, "Usludur kadınım çıldırtma beni" isimli fantazi bir şarkıyı söylüyordu. Şarkının bitiminde, Mefaret hanım birden ayağa kalkıp, "Zeki bey bu şarkıyı tekrar söylermisiniz" diye seslendi. Zeki Duygulu bu isteği kırmayıp şarkıyı tekrar seslendirdi. (Sanatçı Zeki Duygulu'nun bu şarkıyı bir daha, başka bir yerde hiç söylemediği rivayet edilir)

   Mefaret hanımın bu davranışına hiç bir anlam veremediler, herkes birbirine "neden bu şarkıyı tekrar istiyor" diye manalı gözlerle baktılar. Çünkü Mefaret hanım devlet ciddiyetini içine sindirmiş hiç bir zaman duygularını belli etmeyen bir bayandı. Belki de nişanlısının çok sevdiği şarkı idi bu...

   Hatta konserden sonrada hiç mutluluğunu ve memnuniyetini de belli etmemişti. O gece Bodrum'a dönüldü, şoför herkesi evine dağıttığında saat 3 civarı idi. Sabah yine işbaşı yapıldı, akşam konsere gidenler, birbirlerine bu hoş gecenin ardından, akıllarında kalanları anlatarak, sıcak bir ortamda mutlu mutlu çalışmaya başlamışlardı.


17 Mayıs 1954 günü öğleye doğru hakim Mefaret hanım'ın mesaiye gelmediğini anladı arkadaşları. Hemen birkaç kişi Mefaret hanımın evine şoförü de alıp gittiler. Kapıya baktılar kilitli değildi. Seslendiler, ses veren olmadı. Öyle ya Hakim hanım böyle şeylere çok kızabilirdi. Ne yapalım diye dışarıda bir süre beklediler ve sonra içlerinden birisi, ne olursa olsun ben giriyorum dedi ve içeriye girdiler. Gördüklerini, yaşayanların bugün bile unutabildiklerini sanmıyorum. Çok sevdikleri Hakim hanımları, salonda tavana asılmış olarak cansız bir vaziyette duruyordu. Çığlıklarla dışarıya fırladılar, hepsi şok halindeydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder