27 Mayıs 2013 Pazartesi

BAHAR GELDİ :) Bende Lunapark'a kaçtım ki ;)


Bol bol fotoğraf çektim :) bomboş da olsa iyi geliyor güzel bir hava da lunaparkda dolaşmak .


İlk fırsatta siz de kaçın Lunapark'a. Benim gibi çarpışan otolarda kendinizi kaybetmesenizde ya da dönmedolabı görünce waoouuww diye garip sesler çıkarmayıp atlı karınca dan arkadaşlarınıza deli gibi el sallamasanızda iyi gelecektir.



SANAT HERYERDEEE ;)


REGGAEmüziğin Türkiye temsilcisi diyebileceğimiz SATTAS :)

Sattas Orçun Sünear ve Derya Eke tarafından 2004 yılında Beşiktaş' ta bir evin salonunda kuruldu. Sattas, Jamaika İngilizcesinde '' Satta '' dan gelmekte , '' Satta '' ise '' rahatla '' ,
 '' takma '' veya '' salla '' gibi manalara gelmektedir. Sonundaki '' s '' eki ile ingilizce de ki çoğul takısını alarak son halini oluşturur. Grup üyeleri Sattas 'ı daha çok okul olarak nitelendirmektedir. Erdemli, özgürlüklerine düşkün, eşitlikçi, doğaya saygılı, savaşçı ve eğlendirici bir okuldur daha çok. 


Grubun son hali ;

Orçun '' LEO '' Sünear: vocal+harmonica+melodica
Cem Konuk: Bass
Erdem '' Surgeon'' Birgül: Guitar
Faruk Demir Tugayoğlu: Klavye
Efe '' E-Sax '' Erkayacan: Tenor Sax
Deniz '' D-Sax '' Felder: Tenor Sax 
Derya '' Derryll '' Eke: Drum




Ben dinledim müptelası oldum. reggae seviyorsanız bayılacaksınız. hayır sevmiyorsanız seveceksiniz. :)



Dağlar, orman, çayırlar, deniz, misss barış kokusu 



      

19 Mayıs 2013 Pazar

Ahahahah yapmayın böyle şeyler çocuklarrr :))


Bakın ben neler bulduum :)

Meğer yeşilçam benim anneannemin bavuluna saklanmış ki


Anneannemin ve o dönem ve hala herkesin hayranlıkla izlediği Türkan Şoray.




Hemen gözünüzün önünden birsürü yeşilçam filmi geçti biliyorum. Bana da Türkan Şoray'ın en sevdiğim filmi Bodrum Hakimi'ni getirdi.


Bodrum HakimiTürkan Şoray'la Kadir İnanır'ın başrollerini oynadığı, yönetmenliğini Türkan Şoray'ın yaptığı 1976 yapımı film. Romantik içerikli bu film, Türkan Şoray'ın yönetmenlik koltuğunda oturduğu dört filmden biridir. Döneminde çok büyük bir sükse kazanmıştır. Filmin müziklerini Cahit Berkay yapmıştır.
Filmin konusu, gerçek hayatta yaşanmış bir olay çıkışlı yerel bir türküden alınmıştır. Türkü ve dolayısıyla film, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın hakimlerinden olan ve 1951'de atandığı Bodrum'da 1954 yılında nedenleri kesin olarak günümüzde de açıklığa kavuşturulamamış ve çeşitli yorumlara konu olmuş bir şekilde intihar eden Mefaret Tüzün'ün öyküsünü zemin almaktadır.
1906 Kütahya Tavşanlı doğumlu olan Mefaret Tüzün'ün tam bir biyografisi, filmden uzun bir süre sonra 2002 yılında Belkıs Öztin Koparanoğlu tarafından kaleme alınarak yayınlanmıştır.

Ve işte gerçek hikayenin Bodrum Hakimi .
Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde 1906 yılında doğmuştu. Cumhuriyet ilan edildiğinde, 17 yaşındaydı. Atatürk'ün Türk kadınına verdiği onuru hakkıyla taşıyacak kadar güçlüydü.Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş ve Türkiye'nin ilk kadın hâkimlerinden birisi olmuştu. Genç Türkiye'nin mücadeleci ruhuna sahipti o. Hukukun, doğruluğun ve aydınlığın mücadelesi. En önemlisi, çağdaşlarından çok önce kendisine tanınan hakların sorumluluğunun bilincindeydi. Hiç evlenmedi, hep yalnız yaşadı. Ta ki 1951 yılında ve 45 yaşında iken, onu çok iyi anlayan ve seven, güvenebileceği bir erkek çıktı karşısına... Onunla da nişanlandı.



   Hakimlik mesleğinde ilk görev yeri idi Tavşanlı, çok uzun yıllardır burada yaşıyordu. Tavşanlı'da onu herkes tanırdı. Çünkü çok göze batan, hoş bir bayandı Mefaret hanım. Şık giyinirdi, oldukça kültürlü ve çok adaletli, işini iyi yapan, erkeklerin bile konuşurken çok dikkat ettikleri bir asalete sahipti.Her nedense bilinmiyor, aynı yıl Bodrum'a tayin oldu Mefaret hanım. Bodrum'da hiç mutlu olamadı, hep nişanlısını düşündü. İçine kapanıp derdine hiç kimseyi de ortak etmedi.


Kadın olmasına rağmen, at sırtında keşiflere gider, cesur tavırlar sergiler, işin bir an önce bitmesi ve adaletin yerine gelmesi için uğraşır dururdu! Onunla beraber çalışanlarda çok yorgun olurlardı.
Bir yaz gecesi, mesai arkadaşlarına bir jest yapıp, Milas'a konser vermek üzere gelen bestekar Zeki Duygulu'nun konserine götürdü.Çok güzel bir gece yaşanıyordu, konserde. Şarkılar birbiri ardından, bazen Hüzzam, bazen Nihavent, bazen Muğla yöresi zeybekleri..

   Neşe içinde eşlik ediyorlardı, sanatçıya. Ama Mefaret hanım hariç, o sadece duygulu şarkılara eşlik ediyordu gözleri dolarak. Zaman zaman da dalıp, dalıp gidiyordu.Konserin ortalarında sanatçı Zeki Duygulu, "Usludur kadınım çıldırtma beni" isimli fantazi bir şarkıyı söylüyordu. Şarkının bitiminde, Mefaret hanım birden ayağa kalkıp, "Zeki bey bu şarkıyı tekrar söylermisiniz" diye seslendi. Zeki Duygulu bu isteği kırmayıp şarkıyı tekrar seslendirdi. (Sanatçı Zeki Duygulu'nun bu şarkıyı bir daha, başka bir yerde hiç söylemediği rivayet edilir)

   Mefaret hanımın bu davranışına hiç bir anlam veremediler, herkes birbirine "neden bu şarkıyı tekrar istiyor" diye manalı gözlerle baktılar. Çünkü Mefaret hanım devlet ciddiyetini içine sindirmiş hiç bir zaman duygularını belli etmeyen bir bayandı. Belki de nişanlısının çok sevdiği şarkı idi bu...

   Hatta konserden sonrada hiç mutluluğunu ve memnuniyetini de belli etmemişti. O gece Bodrum'a dönüldü, şoför herkesi evine dağıttığında saat 3 civarı idi. Sabah yine işbaşı yapıldı, akşam konsere gidenler, birbirlerine bu hoş gecenin ardından, akıllarında kalanları anlatarak, sıcak bir ortamda mutlu mutlu çalışmaya başlamışlardı.


17 Mayıs 1954 günü öğleye doğru hakim Mefaret hanım'ın mesaiye gelmediğini anladı arkadaşları. Hemen birkaç kişi Mefaret hanımın evine şoförü de alıp gittiler. Kapıya baktılar kilitli değildi. Seslendiler, ses veren olmadı. Öyle ya Hakim hanım böyle şeylere çok kızabilirdi. Ne yapalım diye dışarıda bir süre beklediler ve sonra içlerinden birisi, ne olursa olsun ben giriyorum dedi ve içeriye girdiler. Gördüklerini, yaşayanların bugün bile unutabildiklerini sanmıyorum. Çok sevdikleri Hakim hanımları, salonda tavana asılmış olarak cansız bir vaziyette duruyordu. Çığlıklarla dışarıya fırladılar, hepsi şok halindeydi.

Eveeet uzun bir aradan sonra biriktirdiklerimle geldim. 

Stencil ve sokak duvarlarımızın eserleri,

Türkiye'nin pek çok yerinde, özellikle de İstanbul duvarlarında bir görünüp bir kaybolan sokak sanatının güzel örnekleri ....

Sokak sanatı' tabir edilen graffitiler, sokak resimleri, stencil ve benzeri çalışmalar, dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde,  duvarlardan çıkıp kitaplara, sergilere, belgesel ve kısa filmlere konu olur... 

Peki nasıl yapılır kısmını merakla sormanıza sebep örnekleri sunuyorum :)






Araştırırken dikkatimi çeken sanatçılardan biri de Paris de yaşayan birçok şehirde sanatını duvarlara bırakmış Christian Guemy .
Roma, Londra, Zürih, Lizbon, Delhi, Haiti ve birçok yerde .
Ve işte birkaç örnek ...




  Eee bu kadar araştırma harika görseller ve sokaklarda dolaşırken algımızın artık bu güzellikleri seçmesi ile bana olan oldu heves ettim ve denedim :)

Evlerimizde bulunan eski röntgen filmleri ile bir maket bıçağı ve sprey boya ile hevesinizi giderebilirsiniz aynı benim yaptığım gibi .



Ben beğendiğim bir karga modeli ile başladım. Yukarıda gazete üzerine denemesini yaptığım modeli duvarlarda görmeye hazırım .

21 Nisan 2011 Perşembe

Kemal Kurdaş'ı kaybettik...





ODTÜ'nün ilk rektörlerinden ve eski Maliye Bakanı Kemal Kurdaş vefat etti.
Kemal Kurdaş daha başka kim miydi ? 
Yaşamı boyunca yüzlerce arkeolojik eserin kurtarılmasına katkıda bulundu.8 yıl içerisinde Türkiye'nin en önde gelen üniversitelerinden olan ODTÜ'yü yarattı. Geride onlarca makale, gelirleri ODTÜ öğrenci bursları için kullanılan dört adet kitap bırakan Kemal Kurdaş, üç çocuk ve iki torun sahibidir. ve daha çoooktu Kemal Kurdaş.
Öğrencilerinin hayatına girip onu tanıma onunla sohbet etme şansı olanların cümleleri ile ise....

zamanın içişleri bakanına odtü öğrencilerinin abd büyükelçisinin arabasını yakması olayını şiddet eylemi değil de demokratik tepki olarak gördüğünü söylemiştir.
değeri çok fazla bilinememiş, kendini odtü'ye ve işçilerden öğrencilere herkesin sorunlarını dinlemeye ve çözmeye adamış, cömert, iyi kalpli, düşünceli, nazik, tatlı ve çok bilgili kişilik. bütün bu özelliklerinin yanında bu kadar geniş bir genel kültüre sahip ve alçakgönüllü bir kişi olması takdire şayandı.
türkiye tarihinin belki de en iyi rektörü olan büyük insan.
28 mayıs'ta "tbmm'den odtü'ye bilim koşusu"nda kısa bir konuşma yapıp koşucu kitleye 150 m. kadar öncülük etmiş, yaptığı konuşmada, zamanında yurtlardaki öğrencilerin odalarına gidip sabahleyin ağaç dikmeye götürmek üzere uyandırdığını anlatmış, şimdiki odtü'yle  alakasız bir zamandan bahsetmekte olduğunun belki de farkında olmayan yaşlılığın getirdiği sevimliliği hakkıyla yansıtan "hoca".
odtü'yü odtü yapan kişi.